Cumartesi günü Burhaniye’de yapılan EKMEK, TOPRAK ve ADALET mitingine Körfez Bağımsız Kadın Dayanışması olarak katıldık.

Coşkulu bir yürüyüşün ardından Cumhuriyet Meydanı’nda yapılan konuşmalarda Körfez kadınları adına arkadaşımız Ülfet Taylı söz alarak aşağıdaki metni okudu.

“Bu meydanı dolduran kadınların da işaret ettiği gibi ekmek, toprak, adalet mitingi kadınların da mitingidir. Kadınlar giderek artan yoksullaşmadan, adaletin ortadan kaldırılmasından, ekolojik yıkımlardan erkeklerle birlikte ama onlardan farklı da etkilenirler. Dilovası’nda yaşamlarını yitiren kadın ve kız çocuğu işçiler gibi güvencesiz işlerde daha fazla çalışmak zorunda bırakılırlar. Ev içi emekleri daha da görünmez, daha da değersiz kılınır. Siyasete, karar mekanizmalarına katılımları zorlaşır, değiştirme imkanları azaltılır.

Kadınların yüzyıllar boyunca sürdürdükleri isyan, bugünü ve geleceği eşitlikçi ve adaletli kılmak içindir. Görünmeyen emeklerini görünür kılmak içindir. Ataerkiyi yerinden etmek, özgürleşmek, dünyayı değiştirmek içindir.

DÜNYA YERİNDEN OYNAR, DÜNYA YERİNDEN OYNAR, KADINLAR ÖZGÜR OLSA…

Kadınlar bu coğrafyada ekoloji mücadelesinin en önünde yer alıyorlar, yaşamı savunuyorlar. Sömürgeci madenciliğin ve doğal alanları yok eden enerji projelerinin, yaşam kaynaklarını da yok ettiğini görüyorlar. Yüzyıllardır biriktirdikleri, kuşaktan kuşağa aktardıkları yaşamsal bilgi tehdit altında. Üretici etkinliklerinden soyutlanmak, yoksun, yoksul kılınmak isteniyorlar.

Mücadelenin en ön saflarında yer alarak gösterdikleri direnç, bakımı, çevreye özeni sadece kadınların işi olmaktan çıkarıyor. Bu duyarlılığı yaygın kılıyor, hepimizin yapıyor. Daha güçlü bir sesle söylüyoruz:

TOPRAĞIMIZI VERMEYECEĞİZ… EKOLOJİK YIKIMLARA DİRENECEĞİZ. HAYATIMIZI SAVUNACAĞIZ!

Kadınların son 50 yıldır söyledikleri bir şey daha var: Özel olan politiktir, kişisel olan politiktir diyorlar. Özel alan diye kabul edilen evde yaşanan şiddet, politikanın konusudur diyorlar. Lgbti+’ların karşı karşıya olduğu haksızlıklar politikanın konusudur diyorlar. Kadın cinayetleri, trans cinayetleri politiktir diyorlar. Kamusal alanın yanında özel alandaki hak ihlallerinin politik olduğunu söylemek, bütün bunları sadece kadınların ve lgbti+’ların sorunu olmaktan çıkarıyor, toplumu değiştirmek isteyen tüm kesimlerin sorunu haline getiriyor. Değişimden yana olanların, özel alanı gözeterek politika yapmasını, bu alandaki eşitsizliği de sorgulamasını, yaşamı bu sorgulama üzerinden kurmasını gerektiriyor.

Kadına karşı şiddete karşı çıkmakla kalmamalı, bunu ortadan kaldırmak için hayatın her alanında toplumsal cinsiyet eşitliğini gözetmeliyiz. Çünkü eşitlik olmadan adalet olmaz.

Bu yüzden de İstanbul Sözleşmesi’nden vaz geçmiyoruz.

HAYATLARIMIZDAN, HAYALLERİMİZDEN, KAZANIMLARIMIZDAN VAZGEÇMİYORUZ”